Çocuklarımızın başarılı olmalarını arzuluyoruz. Başarılı oldukları zaman alkışlıyoruz. Peki ya başarısızlıkla baş etmeyi? Kaybetmeyi, beklemeyi, sabretmeyi, yeniden denemeyi de öğretiyor muyuz?
Çocuğumuzu hayata hazırlamak, düşmesine izin vermekle başlar. Her düştüğünde elinden tutup kaldırmak yerine, bazen nasıl ayağa kalkacağını göstermek gerekir. Sürekli korunan çocuklar güçlü olmaz, kırılgan olurlar. Gerçek hayat ise, pamuklara sarılı değildir.
“Bir gün, adam ormanda gezerken bir kelebeğin kozasından çıkmaya çalıştığını gördü. Kozasındaki küçük delikten çıkmaya çabalayan kelebeği saatlerce izledi.
Sonra adam, kelebeğin kozadan çıkmak için çabalamaktan vazgeçtiğini, gücünün kalmadığını düşündü. Kelebeğe yardım edeyim de kolayca çıksın diye düşündü ve kozadaki deliği daha rahat çıksın diye büyüttü.
Bu sayede kelebek kozasından kolayca çıkabildi. Fakat çıkmaya daha hazır değildi, bedeni hala kuru ve kanatları buruş buruştu. Adam, kelebeğin gücünü toplayıp, kanatlarını açıp, uçacağını düşünüyordu. Ama Kelebek kozasından zamanından önce çıkmıştı. Ne kadar çabalasa da uçamadı ve buruşmuş kanatlarıyla, yerde sürünmeye devam etti.
Adam iyi niyetli bir şekilde kelebeğe yardım etmeyi istemişti ama, bilmediği nokta; kelebeğin kozadan çıkmak için çabalaması, bedenindeki sıvının kanatlarına gitmesini ve bu sayede doğru zamanda kozasından çıktığında uçabilmesini sağlayacaktı.”
“Emeksiz yemek olmaz” demiş atalarımız. Çocuğumuzu yetiştirirken her istediğini hazır önüne sunar, zorluk yaşamasına izin vermezsek, zamanı geldiğinde kendi kanatlarıyla uçamaz.
Bırakalım kelebekleri, kozalarından mücadele ederek çıksınlar.
