“Atatürkçü Düşence Derneği (ADD), kuruluş amacı itibarıyla ATATÜRK ilke ve devrimlerini korumayı, yaymayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı hedefleyen önemli bir sivil toplum kuruluşudur.
Bu bağlamda Atatürk’ün düşünsel mirasını topluma anlatmaya dönük somut, kapsayıcı ve sürekli faaliyetlerin görünür olması çok önemlidir.
Bu görünürlüğün konferanslar, paneller, açık oturumlar, gençlere yönelik eğitim çalışmaları, kültürel etkinlikler ve toplumsal farkındalık projeleri gibi çalışmalarla sağlanması gerekirken; Balıkesir ADD Şubesi’nin çok pasif kaldığı, bu alanlarda hiçbir rol almadığı, ATATÜRK adına tek bir faaliyetinin bulunmadığı görülmekte ve derneğin kamuoyundaki algısı yerle bir edilmektedir!..”
Konuları derinden inceleyerek yorumlarda bulunan ve çözüm yollarını sunan Suat KUDAY, Balıkesir ADD yönetimi hakkında düşüncelerini paylaşıyor ve özetle şöyle diyor:
“…ATATÜRK’ün adını taşıyan bu şubenin, ATATÜRK ile ilgili ne yaptığı sorusu bu anlamda ne yazık ki cevapsız kalıyor. Toplumu aydınlatan, gençleri düşünmeye sevk eden, ATATÜRK’ün akıl ve bilim temelli mirasını günümüze taşıyan kayda değer faaliyetler ortada yok. Ne güçlü bir fikri üretim var, ne de geniş kitlelere dokunan bir mücadele.
Buna karşılık ne var?
Tüm üyelere açık olmayan, duyurusu yapılmayan, hep belli aynı kişilerin çağırıldığı kahvaltılar, yemekler ile dar çevre buluşmaları ve gezileri…
Oysaki ATATÜRKÇÜLÜK; özünde aklı, bilimi, halkçılığı ve açık tartışmayı savunan bir düşünce sistemidir. Bu nedenle, ATATÜRK’ün adını taşıyan bir şubenin de kapalı, belli çevreler yerine geniş kitlelerle temas kurması, üyeleri arasında ayrım yapmaması beklenir. Aksi halde dernek faaliyetleri fikir üretmekten çok sınırlı bir sosyal çevre içinde dönen mecburi rutinlere indirgenir!
Öyleyse soralım;
‘ATATÜRKÇÜLÜK bu mu?’
…Bugün O’nun adını taşıyan bir derneğin, üyeleri arasında görünmez duvarlar örmesi; “kim çağrıldı, kim çağrılmadı” dedikodularıyla anılması, trajikomik olması yanında vasatlığın dibi değil midir?
ATATÜRK’ü savunduğunu iddia eden bu şube yönetimi fikirsizliğin konforuna sığınmış durumda maalesef!..
Ne ulusal ve yerel güncel sorunlara cesur bir söz, ne gençliğe yön veren bir vizyon, ne de toplumu ayağa kaldıracak bir duruş…
Hiçbiri yok!
Sadece tabela ATATÜRKÇÜLÜĞÜ.
…ATATÜRKÇÜLÜK; bedel ödemeyi, düşünmeyi, üretmeyi ve gerektiğinde birilerini rahatsız etmeyi göze almaktır.
Kolay olan susmak, zor olan konuşmaktır.
…ATATÜRK’ü anmak kadar, O’nu anlamak ve anlatmak da sorumluluk gerektirir.
Ancak; mevcut şube yöneticilerinden bazılarının bu sorumluluğu idrak edememiş olduğu, bu liyakate sahip olmadıkları, ATATÜRK’ün adını taşıyamadıkları ortaya çıkmıştır.
Önce ATATÜRK diyenleri, gizli ajandası olmayanları, demokratik düşünceye sahip, farklı görüşlere saygılı ve uzlaşmacı olabilecekleri, ATATÜRK’ün ‘fikri hür, vicdanı hür’ bireyler hedefi doğrultusunda, baskıcı değil katılımcı bir yönetim anlayışı benimseyecekleri, derneğe gerçekten sahip çıkacakları, yönetici olarak görmek umuduyla; selam olsun dostlara…”
Bu eleştiriler, siz okuyucularıma yabancı gelmiyor sanırım.
Kalemine, yüreğine sağlık Suat KUDAY.
Hoşça kalın, dost kalın!..
