Aylardır yaz(a)mıyorum.
Gerek işlerimin, gerekse seyahatlerimin yoğunluğundan yazıya başlayacak, odaklanacak vakit bulamıyorum. Bu nedenle tüm okurlarımdan özür dilerim. Yazıya dökmesek te her konuyu, her olayı kafamızda bir yazı tadında olgunlaştırdık sırayla hepsini yazacağım her konuyu aydınlatacağız. Bu bir kaç aylık süreçte yazılarımı özleyen, arayan, iş yerime gelen, yolda çevirip neden yazmıyorsun diye hesap soran tüm okurlarıma teşekkürler. Onlara bir müjde verelim. Köşe yazısı yaz(a)madığım dönemde kitap çalışması yaptım. Çok yakında olmasa da, çok uzak olmayan bir süreçte 2 ayrı kitabım yayınlanma kıvamına gelecek. Lafı çok uzatmadan yazıya geçelim.
“GAZETECİLER”
Malumunuz 10 Ocak çalışan gazeteciler günüydü.
Köşe yazarı olarak basın yayın camiasının onurlu, şerefli halkın yararına gazetecilik yapan, kalemini satmayan, kiralamayan az sayıdaki gazeteci ve yazarın çalışan gazeteciler gününü kutluyorum. Söz gazetecilerden açılmışken size bu camia ile ilgili gözlemlerimi dilim döndüğünce aktarayım. Gazeteciler gruplara ayrılır sevgili okur onları size tanıtalım.
Çalışan gazeteciler; mesleğini aşkla yapıp hakikatten ayrılmayan çoğu zaman adı bile duyulmayan, haber peşinde oradan oraya koşup binbir tehlikeye giren, halkın menfaatine konuları kovalayıp tehditle, baskıyla, susturulmaya çalışılan, adını çoğunuzun öldürüldüğünde veya tutuklandığında duyduğunuz gerçek gazetecilerdir.
Alışan gazeteciler; ülkenin veya medyanın içinde bulunduğu şartlara kolayca uyum sağlayan, suyun sıcaklığına hemen alışan, gelene ağam, gidene hain köpek, gelme ihtimali olana paşam diyen bukalemun tarzı gazetecilerdir. Su gibi girdikleri kabın şeklini alırlar ama kapalı ortamlardan itina ile uzak dururlar.
Yılışan gazeteciler; Her devrin adamları, kadınlarıdırlar. Bugün Ahmet güçlüyse Ahmet'in yarın Mehmet güçlyse ezelden beri Mehmet'in adamı gibi davranırlar. Adamı gibi davranırlar dememin sebebi aslında adam olmamalarıdır. Yumuşakça cinsindendir dolayısıyla omurgaları yoktur. Omurgalarının olmaması son derece kıvrak olmalarını sağlar. Omurgaları varsa da aldırmak için gerekirse bıçak altına yatarlar.
Konuşan gazeteciler; Yazsalar da kimse okumaz. Her gece tv ekranlarında konuşur da konuşurlar. Konuştukları kanal kime yakınsa onun borazanlığını yaparlar. Kendilerini önemli gibi göstermeye bayılırlar. Sanki dünya siyasetine yön veriyormuşçasına konuşurlar. Üfürdükleri dedikoduları kaynaklarından aldıkları bilgiler olarak sunarlar. Zannedersiniz ki her partide, her bakanlıkta, her ülkenin yönetiminde kaynakları vardır. Oysa biri kaynağını göster dese ayağa kalkıp arkasını dönmesi gerekir! Haber kaynağının üstüne oturduklarından kaynakları hep gizlidir!
Uyuşan gazeteciler; bunlar köşe başlarına yerleştirilmiş aslında gazetecilikle alakası olmayan tiplerdir. Medyanın köşe başlarına yerleştirilme sebepleri de zaten gazetecilikle alakalarının olmamasıdır. Sadece ellerine tutuşturulanı haber olarak sunup, burunlarına sokulanı gerçek olarak görürler. Görürler derken daha çok halüsinatif şeyler. Ekonomi şahlanıyor, dış politikada tarih yazılıyor, savunma sanayi üff gibi toz pembe şeyler. Bunlarla halkı uyuştururken kendileri de bir şekilde uyuşurlar bazen bu konuda kendileri de haber olurlar...
Bulaşan gazeteciler; bunlar genellikle okunacak bir şey yazamazlar. Onun yerine okunacak şeyler yazanlara, değer üretenlere, işe yarayanlara bulaşırlar. Bulaşık olduklarından temizlemeye kalksanız köpürürler. Kendi pisliklerine bakmadan alemde kusur ararlar. Hiç bulaşmamak, cevap vermemek, ciddiye almamak en iyisidir. Çünkü amaçları polemik yaratıp okunur olmaktır. Karşı tarafın reytinginden faydalanmak için çırpınırlar. Elbette etrafa pislik saçmalarını da engellemek, arada bir üstlerine su tutmak gerek...
Gerçek gazetecilerin çalışan gazeteciler gnü kutlu olsun, diğerlerine Fikret Otyam üstad gaztenekeciler derdi. Işıklarda uyusun...
