“Söz meclisten dışarı” ama pek inanma!
Demokrasi dışına kaymış ülkelerde, her şey öncelikle, “ele geçirilen iktidarı, ölene kadar bırakmama ve hep iktidarda kalma” adınadır.
Böyle ülkelerde bir kişi, bir grup, bir aile ya da bir zümre de olsa, iktidar bir kez ele geçirilmiş olsun, artık her şey ama her şey, ne yapıp edip o iktidarı, ölene kadar hep elde tutmak içindir.
Yani ülkede bütün gücün, tek sahibi olmak; bütün gücü hep elde tutmak içindir.
Ne olursa olsun artık o iktidarın, bir daha asla değiştirilemeyeceği fikrini, milletin beynine iyice yerleştirebilmek içindir.
Böylece bütün ümitleri kırıp, milleti teslim alabilmek içindir.
Tek kudretli, en kudretli ve hep kudretli olup, öyle kalabilmek içindir.
Artık ne hesap sorulabilir ne de hesap verir.
Hiçbir yere, hiçbir şeye karşı sorumlu değildir.
Adeta "Ail kıran, baş kesen" gibidir.
Peki böylesi bir “iktidar gücünün” içinde
ne vardır?
Tabi ki öncelikle sınırsız zenginlik vardır.
Mal, mülk, rant, kar-kazanç vardır.
Şan, şöhret, şatafat, gösteriş vardır.
Ayırma, buyurma, kayırma, dışlama, kutuplaştırma vardır.
Şeffaflık yoktur, saklama-gizleme vardır.
Yok sayma ve “çok sayma” vardır!
Post sayma ve post kapma vardır.
Kabalık, hoyratlık ve itaat vardır.
Yalan, yaranma ve riya vardır.
Aldatma, entrika ve tuzak vardır.
O
Kaba otorite ve hukuksuzluk, adaletsizlik vardır.
Yokluk, yoksulluk, sömürü vardır.
Gemisin kurtaran kaptanlar, vardır!
Alttakilerle, üsttekiler vardır.
“Altında kalanların canı çıksın” vardır.
Demokrasi dışına kayan ülkelerde ilke yok, kural yok, düzenbazlık, hile, dolap, tertip, vardır.
Arkadan vurma, pusu kurma ve kuyu kazma vardır.
Engel gibi görülenleri lekeleme, rakipleri itibarsız etme vardır.
Hep husumet ve hep düşmanlık vardır.
Kin, intikam ve öç alma vardır.
Hak-hukuk-adalet yok, itaat vardır.
Baskı, korku, sindirme ve şiddet vardır.
Velhasıl, her türlü kötülük ve kötülük yapma adına, yok yoktur; var oğlu vardır!
“Söz meclisten dışarı” olsa da demokrasi dışına kayan ülkelerde
bütün bunlar kaçınılmazdır.
Yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya,
siyasette, ticarette, idarede bütün bunlar adeta müzmin, kronik ve bulaşıcı bir hastalıktır.
Kötü huylu, habis bir ur gibi hızla yayılır.
İşte demokrasi, tam da bunun için vardır.
Bir ülkede bunlar “olmasın” diye vardır.
İyi ki vardır.
Demokrasilerde siyasi partiler,
demokratik yaşamın vazgeçilmezleridir.
Çünkü demokrasilerde iktidarlar, siyasi partiler eliyle hayata geçirilir ve geçicidir ve belirli bir süre için sadece emanettir.
Bir ülkeyi, bir toplumu, bir seçimden bir sonraki seçime kadar, geçici bir yetkiyle
yönetmek içindir.
Alınan o geçici yetki sayesinde, başkalarının
önünü hile, hülle, şike ile kesmemektir.
Demokrasilerde siyasetin özü ve temeli, demokratik-eşit rekabettir.
Demokrasiler, iktidara seçimle gelinip, yine
aynı biçimde, seçimle gidilmesi demektir.
Zamanı gelince de iktidarı devretmeyi,
peşin olarak kabul edip, bunu hazmetmektir.
Demokrasilerde “iktidara gelmeyi”, o ülkeyi
“ele geçirmek olarak” görmemektir.
Demokrasilerde iktidarlar için her an “hesap vermek” vardır.
Hesap sorulabilmesi için “yargı bağımsızlığı” ve kurumlar, kurallar vardır.
Demokrasilerde iktidarların meşruiyetinin
ilk ve tek kaynağı serbest, eşit, adil, demokratik
seçimlerle ortaya çıkan, halk iradesidir.
Demokrasilerde anayasa her şeyin, herkesin üzerindedir.
Demokrasilerde seçimle gelip de devleti bir kere ele geçirdikten sonra, sürekli bir yolunu bulup da allem kallem edip, bir daha gitmek istememek, bütün meşruiyetini
kaybetmek demektir.
Halkın seçimle verdiği geçici “iktidar emanetine”
ihanet etmek demektir.
Peki böyle bir ülkede, ister genel seçimlerde,
isterse de yerel seçimlerde, sandık geldiğinde, seçmen için en doğru, en isabetli tutum nedir?
Elbette hem o iktidarın kendisine, hem de
o iktidarın uzaktan yakından, yanından
geçenlere bile tek bir oy dahi vermemektir.
Bir de hangi gerekçeyle olursa olsun, verilen her bir oy, kötülük iktidarının, devam etmesine hizmet etmektir.
Yoksa "yanar elleri..."
Böyle bir ülkede, yaşanan her türlü hukuksuzlaşmaya, baskı ve otoriterleşmeye ve derin yoksullaşmaya karşı, ülkenin her bir yerinde, büyükşehir, ilinde, ilçesinde, yerel kazanımlarla birlikte, iktidara haddini bildirerek, artık ilk seçimde sandığa gömerek oyun dışına itmek, ülkenin, milletin en büyük kazanımı olacaktır, olmalıdır.
Yoksa "Yansın, kırılsın ellerimiz..."
denilir.
