Ayağa kalktı, yürümeye başladı. Köprüye doğru giden yol, olduğu gibi ışıkla döşenmişti. Sanki sırf bu konuşma için sahne kurulmuş, dekor hazırlanmıştı. Işıklar, onun adımlarına eşlik eden suskun tanıklar gibiydi. Yürüdükçe, dizlerinin hafifçe titrediğini fark etti. Bu titreme, rüzgârdan çok, kaç zamandır ertelediği cümlelerin ağırlığındandı.
Köprünün ayağına yaklaştığında, kalabalığın arasından seçti onu. Siyah deri montu, dalgalı saçları, elleri cebinde, yüzü suya dönük. Ulaş, sanki kendi yansımasıyla konuşuyormuş gibi duruyordu orada. Defne'yi fark edince, başını kaldırdı. Bakışları, bir anlığına köprünün ışıklarından daha parlak geldi Defne'ye.
“Geleceğini biliyordum,” dedi Ulaş, sesini alçaltarak.
Defne omuz silkti. “Burayı seviyorum, hepsi bu.”
“Yalan,” dedi Ulaş gülümser gibi yaparak. “Burayı seviyorsun çünkü burada konuşamadıklarımız yüreğinde demir atmış bir sandal gibi.”
Sessizlik. Aralarından erguvani meltem esintisi geçti, bir de fıskiyelerin uzaktan gelen, neredeyse duyulmaz uğultusu. Defne, gözlerini köprüye çevirdi. Işıklar, suda kırılıp bin parçaya ayrılıyordu.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordu sonunda. “Neyi konuşmamız lazım?”
Ulaş, bir an nefesini tuttu. “Defne, ben gidiyorum,” dedi. “Kesin. Biletimi aldım. Yerim hazır. Yurt dışı. Önümüzdeki ay.”
Kelimeler, geceyi ortadan yırtan ani bir havai fişek gibi patladı Defne'nin içinde. Bayram coşkusunu yansıtmadan. Duymaktan korktuğu cümlenin bu olduğunu biliyordu ama yine de hazırlıksız yakalanmış gibiydi. Zaten insan, beklediğini sandığı darbeyi bile geldiğinde tanıyamıyordu.
“Bana bunu şimdi mi söylüyorsun?” diye sordu, "ne zamandır hazırlık yapıyorsun?" Sesi beklediğinden daha sakin çıkmıştı. İçindeki fırtına, yüzüne vurmuyordu henüz.
“Daha önce söylemeye çalıştım. Hep kaçtın, hep 'sonra konuşuruz' dedin.” Bir adım yaklaştı Ulaş. “Şimdi kaçma.”
Defne, bir süre denize baktı. Suyun yüzeyinde, köprünün ışıklarıyla birlikte kendi gölgesini de görür gibi oldu. Işıkla karanlığın tam ortasında asılı kalmış, şekli tam belli olmayan bir figür. Kendisi.
“Sen giderken ben ne olacağım?” dedi, soruyu ona değil, suya sormuş gibi. “Biz ne olacağız?”
“Bilmiyorum,” dedi Ulaş. “Ama bilmek zorunda da değiliz. Hayat bu, olmadığı da oluyor. Bazen… sadece gitmek zorundayız.”
Bu cümle, Defne'nin içindeki en büyük korkuyu açığa çıkardı: Belirsizlik. Küçüklüğünden beri her şeyin adını koymak istemişti. İlişkilerin, duyguların, planların… Oysa hayat, adını koyamadığın anlarla doluydu. Bu, onlardan biriydi.
“Bizim ilişkimizin adı ne, Ulaş?” diye sordu aniden. “Arkadaş mıyız, sevgili miyiz, yoksa öylesine iki insan mı?”
Ulaş'ın bakışları karardı. “Bilmiyorum,” dedi tekrar, ama bu sefer kelime boğazında düğümlendi. “Birlikteliğimize ad koyamadığım için gidiyor değilim. Tam tersi. Gitmezsem, burada, bu belirsizlikte sıkışıp kalmaktan korkuyorum. Sen de… burada kalıp aynı korkuya alışacaksın.”
Defne'nin içi cız etti. Alışmak. En çok korktuğu kelime buydu aslında. Alışmak; mutsuzluğa da, eksikliğe de, yanlış olana da.
Bir an, rıhtımın kenarına kadar yürüdü. Aşağıda, suyun üzerinde turuncu ışıklar titriyordu. Elini demir parmaklıklara koydu. Soğuktu, gece boyunca biriktirilmiş korkular gibi. İlişkisi gibi... Geri döndüğünde, Ulaş'ın gözlerinin dolu olduğunu fark etti. Onu ağlarken hiç görmemişti. Bu, tuhaf bir biçimde, içini yumuşattı.
“Ben de gitmek istiyorum aslında,” dedi sessizce. “Bu şehirden, bu hatıralardan, bu beklentilerden… Ama cesaretim yok. Belki de senin kadar cesur değilim.”
“Cesaret dediğin şey, korkunun yokluğu değil ki,” dedi Ulaş. “Korkuyla birlikte yürümek sadece. Şu an yaptığımız gibi.”
Defne, fark etti: Bacakları titriyordu, evet. Gözleri doluydu, evet. Ama kaçmıyordu. İki adım geri çekilmek yerine, bir adım ileri gidip konuşuyordu. Bu cesaretti, değil mi?
“Gitmeni istemiyorum,” dedi sonunda. “Ama seni tutmak da istemiyorum. Çünkü seni burada tutarsam, bana kırılacaksın. Gidersen… kendime kırılacağım.”
İkisi de sustu. Fıskiyeler, sanki onların yerine konuşur gibi tekrar suyu havaya fırlattı. Turuncu, sarı ve biraz da beyaz… Suyun üzerinde patlayan, sonra geri düşen kısa ömürlü kuyrukluyıldızlar.
“Peki biz ne olacağız?” diye sordu Ulaş bu sefer. “Gitmeden önce bunu bilmek istiyorum. En azından… bir kelime.”
Mikdat BESNİ
*Köprünün Tanıklığı*
Ayağa kalktı, yürümeye başladı. Köprüye doğru giden yol, olduğu gibi ışıkla döşenmişti.
-
BIST 100
16185,90%-0,46
-
DOLAR
44,34% 0,10
-
EURO
51,50% 0,02
-
GRAM ALTIN
6291,02% 0,22
-
Ç. ALTIN
10757,95% 0,00
- Salı 9.1 ° / 7.8 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
- Çarşamba 11 ° / 7.6 ° Bölgesel düzensiz yağmur yağışlı
- Perşembe 16.6 ° / 7.4 ° Güneşli
Balıkesir
24.03.2026
- İMSAK 05:35
- GÜNEŞ 06:59
- ÖĞLE 13:20
- İKİNDİ 16:47
- AKŞAM 19:31
- YATSI 20:49


