Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ilk on yılı, köklü yapısal dönüşümlerin ve bu dönüşümlere karşı gelişen toplumsal dirençlerin bir arada yaşandığı bir dönemdir. Rejim güvenliğini tehdit eden bu irticai kalkışma, 23 Aralık 1930’da Menemen’de gerçekleşmiştir.
23 Aralık 1930 sabahı, Giritli Derviş Mehmet ve yanındaki silahlı altı kişi, Menemen'deki Müftü Camii'ne girerek üzerinde ayetlerin yazılı olduğu yeşil bir bayrağı alıp meydana dikmişlerdir. Halkı şeriat bayrağı altında toplanmaya çağıran grup, kendilerine katılmayanların kılıçtan geçirileceği tehdidinde bulunmuştur.
Olaylara müdahale etmek üzere bölgeye gönderilen 43. Piyade Alayı'ndan Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay, askerlerine mermi süngü taktırmış ancak ateş emri vermemiştir. İsyancıları ikna etmeye çalışan Kubilay, açılan ateş sonucu yaralanmış, cami avlusuna sığınmaya çalışırken isyancılar tarafından yakalanarak başı gövdesinden ayrılmak suretiyle şehit edilmiştir. Olay sırasında müdahaleye çalışan Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki de isyancılar tarafından şehit edilmiştir.
Bu vahşet, olayın basit bir isyan girişimi olmaktan çıkıp, Cumhuriyet değerlerine karşı kanlı bir meydan okuma olarak algılanmasına neden olmuştur.
Olayın Ankara’ya intikali üzerine Mustafa Kemal Atatürk ve hükümet sert bir tepki göstermiştir. Mustafa Kemal “Menemen’i Yakın” emrini vermiştir. Başbakan ve meclis başkanın araya girmesi ile verdiği emri akşam saatlerinde geriye almıştır. 27 Aralık 1930’da Bakanlar Kurulu toplanmış, 1 Ocak 1931’den itibaren Menemen, Manisa ve Balıkesir’de sıkıyönetim ilan edilmiştir.
Yargılama süreci için General Mustafa Muğlalı başkanlığında bir Divan-ı Harp (Sıkıyönetim Mahkemesi) kurulmuştur.
105 sanık yargılanmıştır. 37 kişi için idam kararı verilmiş, bunlardan 28'i infaz edilmiştir. (Diğerlerinin cezaları yaş haddi nedeniyle hapse çevrilmiştir). Ayrıca çok sayıda sanık çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır. Bu yargılamalar, rejimin "irtica" olarak tanımladığı hareketlere karşı tavizsiz tutumunu hukuki düzlemde tescil etmiştir.
Olay sonrası, "Kubilay" ismi bir sembol haline getirilmiş; devrim şehidi kavramı üzerinden laiklik eğitimi ve propagandası hızlandırılmıştır. Her yıl düzenlenen anma törenleri, Cumhuriyet'in irticaya karşı uyanık olma bilincini diri tutma aracı olarak kullanılmıştır.
Menemen Olayı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en travmatik iç güvenlik sorunlarından biridir. Bu olay, devrimlerin henüz tabana tam olarak yayılmadığını ve ekonomik/sosyal kriz anlarında dini motifli ayaklanmaların ne kadar hızlı mobilize olabileceğini göstermiştir. Şehit Asteğmen Kubilay, canı pahasına Cumhuriyet değerlerini savunarak, rejimin seküler karakterinin korunması gerekliliğini kanıtlayan tarihi bir figür haline gelmiştir. Menemen Hadisesi, devletin 1930'dan sonraki kültür ve eğitim politikalarında daha merkeziyetçi ve tavizsiz bir tutum takınmasında belirleyici bir faktör olmuştur.
Görevleri başında toprağa düşen Aybüke Yalçın, Necmettin Yılmaz, Neşe Alten, Bayram Tekin ve adını bu satırlara sığdıramadığımız tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle...
(Vakti zamanında bir asker, bir öğretmen öldü diye toprağı yakın diyen bir lider varmış. Şimdi o kadar geliştik ki öğretmenleri insan yerine koymuyoruz. Yeri gelince bıçakla öldürüyoruz.)
(Zaman ileriye gidiyor da sanki biz geriye gidiyoruz.)
Kaynakça
Feroz Ahmad, Modern Türkiye'nin Oluşumu
TBMM Zabıt Cerideleri (1930-1931)
Cumhuriyet ve Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi Arşivleri
