Gezme fırsatı bulduğum şehirlerdeki gözlemlerimi ara ara sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugünkü durağımız, “Gap Turu” na katılarak gezme fırsatı bulduğum “Gaziantep”.
Bu şehirde en çok dikkatimi çeken, müzelerinin fazlalığı. Gaziantep, “Oyuncak Müzesi” ,”Emine Göğüş Mutfak Müzesi” , “Hamam Müzesi” gibi tematik müzeler de dahil olmak üzere, çok sayıda müzeye sahip bir kent.
Tarihi çarşılar, hanlar, evler ile çevrelenen Gaziantep’te, sanki zamanın içinde kayboluyorsunuz. Tur rehberimizin eşliğinde, bin bir türlü baharat kokusunu içimize çekerek, kurutulmuş rengârenk gıdaların asıldığı tezgâhların arasından yürüyoruz.
Kahvaltı için rehberimizin iki önerisi var. Birinci seçenek “katmer”. Evet yanlış duymadınız. Bizim yemek üzerine yediğimiz “katmer tatlısı”, Anteplilerin sabah kahvaltısı. Fransızların kruvasanı gibi, Anteplilerin de sabah kahvaltısında tercihleri bir tatlı.
İkinci seçenek; et suyu, pirinç, et ve sarımsak ile hazırlanan ve çorba mı, yemek mi tartışmalarına yol açan, “Beyran çorbası”.
Bizim tercihimiz “katmer” den yana oluyor. Ustanın görsel bir şölen eşliğinde incecik açarak, yufka, kaymak ve fıstıkla buluşturduğu mis gibi “katmer” i afiyetle yesek de, “Beyran çorbası” da, aklımızda kalmıyor değil.
Bu bölgede kahve çeşitliliği çok fazla. Burada da, “dibek kahvesi” ve “menengiç kahvesi” meşhur.
“Zeugma Müzesi” nin önünde, D400 Karayolu üzerindeki refüjlerde, ipek yolunu kullanarak batıdan doğuya giden kervanları yeniden canlandırmak için yapılan, insan, deve ve eşek figürleri karşılıyor bizi.
“Zeugma Mozaik Müzesi” nde, etkileyici mozaikleri inceliyoruz. Müzenin en ünlü eseri, “Çingene kızı” mozaiği. Mozaik üzerindeki kızın bakışlarını etkin kılmak için özel bir teknik kullanılmış. Kızın yüzündeki sevinç ve hüznü aynı anda yansıtan bu teknik , resim sanatında büyük sanatçılar tarafından da kullanılmış. Leonardo Da Vinci’nin “Mona Lisa” resminin de, bu teknikte yapılan eserlere bir örnek olduğunu öğreniyoruz. Bu özellikleri nedeni ile eser, Zeugma ve Gaziantep’in de sembolü hâline gelmiş.
Gaziantep’i gezerken, tarihi “ipek yolu” etkilerini görebileceğimiz bedestenler, kapalı çarşılar ve pazarlar görüyoruz.
2006 yılında eşsiz mutfağıyla “UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı” na kabul edilen Gaziantep mutfağının tadına bakmak için, rehberimizin tavsiye ettiği meşhur bir restauranta gidiyoruz. Kapıda biraz sıra beklesek de, değiyor doğrusu. Seçimimiz, bir çok lezzeti bir arada tadabileceğimiz “Gastronomi Tabağı” ndan yana oluyor.
Bakır bir sunum tepsisi içindeki küçük bakır kaplarda; “yuvarlama”, “ekşili ufak köfte”, “yoğurtlu patates”, “patlıcan doğrama” ve “pirpirim aşı” ndan oluşan yemeklerimizin hepsini çok beğeniyoruz. Ayrıca, ikram edilen çiğ köftenin de, tadı damaklarımızda kalıyor.
Yemeğimizin ardından, Gaziantep’in en eski mahallelerinden biri olan “Bey Mahallesi” ne ulaşıyoruz. Eski, ahşap ve taş işlerinin en güzel örnekleri olan evlerin oluşturduğu, bakır heykellerle süslenmiş sokaklarda dolaşıyoruz. Bütün dünya ülkelerinin oyuncaklarından derlenen “Oyuncak Müzesi” ve “Atatürk Anı Müzesi” ni geziyoruz.
Kurtuluş Savaşı sırasında, Antep halkının gösterdiği kahramanlıklardan dolayı, Mustafa Kemal Atatürk tarafından “gazi” ünvanını alan şehir, o dönemi anlatan etkileyici müzelere de, ev sahipliği yapıyor.
Öğleden sonra verilen serbest zamanda, rehberimizin önerisiyle gezdiğimiz “Şahinbey Milli Mücadele Müzesi”, şehrin İngiliz ve Fransız işgaline karşı verdiği etkileyici mücadeleye adanmış. 12 odalı tarihi bir konakta yer alan müzenin altındaki mağara bölümünde de, dönem giysileriyle süslü balmumu heykellerle, savaş dönemi yaşamı yansıtılıyor. Çok boyutlu projeksiyonlar ve ses efektleriyle daha da etkileyici hale gelen müzeden, biz de çok etkileniyoruz.
El yapımı birçok ürünün yer aldığı “Bakırcılar Çarşısı” ndan sonra, tarihi “Gümrük Han” da, fincanda pişen ve çift renk, çift tat “Osmanlı Dibek Kahve” lerimizi yudumluyoruz. Kahve bana, bir belgeselde izlediğim tatlı su ile tuzlu suyun karışmadığı Cebelitarık Boğazı’ndaki yeri hatırlatıyor.
Gaziantep, farklı dinler ve kültürlerin birbiriyle harmanlanmasıyla oluşmuş kültürel zenginliği, paha biçilmez tarihi eserleri, doğal güzellikleri ve tadına doyamadığımız, hatta çeşitliliğin fazlalığından bazılarının tadına bile bakamadığımız yemekleriyle, hatıralarımızda kalıyor…
