Türk bayrağının kökenine dair anlatılan hikâyeler, tarihin tozlu sayfalarıyla efsanelerin büyüleyici dünyasını birleştirir. En yaygın ve yüreklere en çok dokunan rivayet, 1389 yılındaki I. Kosova Muharebesi’ne dayanır. Savaşın ardından gece yarısı, şehit düşen Türk askerlerinin kanları bir çukurda toplanır. Gökyüzündeki hilal ve Jüpiter (bazı kaynaklara göre Venüs), o kan gölünün üzerine yansır. İşte o an, doğanın ve tarihin birleştiği o hüzünlü ve asil görüntü, bugünkü bayrağımızın ilham kaynağı olur. Ancak tarihsel süreçte bayrağın bugünkü standart formuna kavuşması bir evrim sürecidir:
Osmanlı Dönemi: 18. yüzyıla kadar çeşitli renk ve şekillerde sancaklar kullanılmış olsa da, bugünkü ay ve yıldıza en yakın form Sultan III. Selim döneminde şekillenmeye başlamıştır.
1844: Sultan Abdülmecid döneminde, sekiz köşeli yıldızın yerini beş köşeli yıldız alarak bayrak bugünkü halini almıştır.
Cumhuriyet Dönemi: 29 Mayıs 1936’da çıkarılan Türk Bayrağı Kanunu ile bayrağın oranları, rengi ve kullanım şartları yasalaşarak ebedileşmiştir.
Madde 3: Bayrak, kamu kurum ve kuruluşlarıyla yurt dışı temsilciliklerine ve kamu kuruluşlarıyla gerçek ve tüzelkişilerin deniz vasıtalarına çekilir.
Madde 4: Türk Bayrağı, yas alameti olarak 10 Kasım’da yarıya çekilir.
Madde 5:Çekilmesi ve indirilmesi esnasında veya tören geçişlerinde bayrak, cephe alınarak selâmlanır.
Madde 6: Türk Bayrağı, Cumhurbaşkanlığı yapmış kişilerin, şehitlerin ve tüzükte belirlenecek asker ve sivil kişilerin cenaze törenlerinde bunların tabutlarına, açılış törenlerinde Atatürk heykellerine veya resmi yemin törenlerinde masalara örtülebilir.
Dünyada pek çok millet bayrağını sever, ancak Türk milleti için bayrakla kurulan bağ biraz başkadır. Bizim için bayrak, namus ve hürriyet kavramlarıyla eş anlamlıdır.
"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır."
Mithat Cemal Kuntay
Bu mısralar, bayrağın bizim için neden sadece bir görsel değil, bir bedel olduğunu anlatır. Türk bayrağı, bir toprak parçasının vatanlaştığının tapusudur. İstiklal Marşımızın ilk kıtasında Korkma! diyerek hitap edilen o "al sancak", sönmeden tütecek en son ocaktır. Bir Türk için bayrağın yere düşmesi, sadece fiziksel bir düşüş değil; hürriyetin ve onurun zedelenmesi demektir. Bu yüzden bizde bayrak, en yüksek binaların tepesinde, en ulaşılmaz zirvelerde ve hepsinden öte, kalplerin başköşesinde taşınır.
Geçmişin tecrübesini geleceğin umuduyla mühürleyen Türk bayrağı, yolumuzu aydınlatan bir meşaledir. O, rüzgârla değil, bu vatan için verilen son nefeslerle dalgalanır. Bizler bayrağımızı sadece direklere değil; dürüstlüğümüze, çalışkanlığımıza ve birbirimize olan bağlılığımıza asmalıyız. Çünkü bir bayrağı asıl yücelten, onun altında yaşayan insanların onuru ve başarısıdır.
Gölgen üzerimizden hiç eksik olmasın ey nazlı hilal!