Sibel ÇAYLAK SARI

Tarih: 03.02.2026 09:45

BALIKLI GÖLÜ, KONİK EVLERİ VE SIRA GECELERİYLE: ŞANLIURFA

Facebook Twitter Linked-in

Şanlıurfa deyince aklımıza ilk gelenler, çiğ köfte, Balıklı göl ve Harran.

İlk ziyaret yerimiz , Balıklı göl ve Hz. İbrahim’in doğduğu mağara. Balıklı gölün içinde sazan türü balıkları seyrediyoruz. Ama balıkların, halk tarafından saygı gösterilip yenilmediği halde, eskiye nazaran azaldığını   öğreniyoruz. 

Rivayete göre, Hz. İbrahim ateşe atıldıktan sonra, bir mucize gerçekleşir ve etraf güllük gülistanlık olur. Bu mucizenin gerçekleştiği mekânın Balıklıgöl ve çevresi olduğuna inanılır. Yine rivayete göre; Hz İbrahim ateşe atıldıktan sonra, Nemrut'un kızı Zeliha da, Hz. İbrahim'i çok sevdiğinden ve ona inandığından ateşe atılmasına dayanamaz, o da kendisini ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yer de, bir göle dönüşür.

Şanlıurfa’nın tarihi çarşıları olan,  “Sipahiler”, “Hüseyinciler”  ve “Bakırcılar”  çarşılarını gezerek alışverişlerimizi yapıyoruz. İsot, acılı biber salçası, nar ekşisi ve antep fıstığı almayı ihmal etmiyoruz. 

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alan “Konik kubbeli evler” Harran ilçesinde.  Evlerin dışı balçıkla, içi ise yumurta akı, toprak, saman ve gül yağı karışımı ile elde edilen karışımla sıvandığından, yazın serin, kışın ise sıcak kalıyor.

Urfa’nın ilk turizmci ailesi olan, Kültür ve Turizm Bakanlığı'ndan emekli baba Halil Özyavuz’un, 14 çocuğunun doğduğu tarihi kümbet evi geziyoruz. Aile, 1989'da bir kültür evine dönüştürülen evlerinde,  gelen turistlere Harran kültürünü ve yaşam tarzını anlatmaya çalışıyor.

Rehberlik hizmeti, çay, kahve, hediyelik eşya satışının yanı sıra, yöresel kıyafetlerle ve  develerle, fotoğraf , video ve klip çekimi de yapıyorlar. Çektikleri görüntüleri de,  anında telefonunuza gönderiyorlar.

Birbirine eklenen kubbelerin L ya da U şeklini almasıyla, bir avluya da sahip olan kümbet evlerin, "aynı aşirete mensup kişilerin birlikte yaşama" isteğini, bitişik yapılarıyla ziyadesiyle karşıladığını görüyoruz. 

Harran’dan ayrılarak, yaklaşık 12 bin yıl öncesinde nasıl tasarlandığı hala muamma olan,  dünya arkeolojisisin gözbebeği ve arkeolojik çalışmaların halen devam ettiği “Göbekli tepe” alanını geziyoruz. 

Akşam yemeğimiz için, Urfa kültünün bir parçası ve eski bir gelenek olan, yöresel yemekler eşliğinde türküler dinlenerek oyunların oynandığı,  “Urfa sıra gecesi” ndeyiz. Sıra geceleri “Konukevi” olarak adlandırdıkları konaklarda yapılıyor.

Yerde serili otantik minderlere oturuyoruz. Yöresel sanatçılar türkülerini seslendirirken, ayran, bostana salatası ve cacık sofradaki yerini alıyor. Termoslarda çaylar var. Bir yandan çiğ köfte yoğrulurken, tatlı olarak,  yöresel “şıllık tatlısı” geliyor.

İlk defa katıldığım için öncesini bilmiyorum ama, çok memnun kalmıyorum. Bizimle birlikte geziye katılan ve beş yıl Urfa’da yaşayan kuzenimden, sıra gecelerinin de eskisi gibi olmadığını, işin kolayına kaçtıklarını  öğreniyorum. 

Gecenin sonunda ikram edilen “mırra” kahvesinini bir ritüeli varmış. Kahveyi içen, kahve fincanını yere koymamalı ve mutlaka dağıtan kişiye vermeliymiş. Eğer fincanı masaya ya da sehpaya koyarsanız, kahveyi dağıtan kişiye saygısızlık yapmış oluyormuşsunuz. Eskilerde bunun cezası, kahveyi dağıtan kişi bekarsa evlendirilir ve düğün masrafları karşılanır,  ya da fincan altınla doldurularak  geri verilirmiş. Günümüzde ise, bu kurallar espri yapılıp gülerek anlatılıyor.

 Urfa kültürünün bir parçası olan sıra gecelerinin özüne dönmesi dileğiyle…

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —