Ekonominin çarkı üretim yerine, neredeyse artık vergi dairelerinde, tahsilatla döndürülmekte.
Gözleri hep vatandaşın cebinde.
Kaynak için üretim yerine, elleri doğrudan yurttaşın cebine uzanmakta.
Bu nasıl bir ekonomi böyle?
Rant-faiz düzeni işletilmekte.
Bu bir çıkmazdır.
Ekonominin duvara çarpmasıdır.
Tabi, üretim olmazsa, yurttaşın cebinden, tahsilat işi vardır.
Yükü, yurttaşın sırtına yüklemek vardır.
Sonuç, yoksulluk vardır.
Olanlar, tam da bunlardır.
Vergi düzeni zaten dar gelirliyi ezicidir.
Dolaylı, dolaysız vergilerle en ağır bedel, hemen geçim derdindeki yurttaşa ödetilmektedir.
Ekmeğinden, elektriğinden, yakıtından ne varsa iğneden ipliğe alınan ağır vergiler; doğrudan yurttaşın yaşamından çalınan vergidir.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de dehşetli cezalar devreye girmektedir.
Özellikle de trafik cezaları, akıl alır gibi değildir.
Bu neyin nesidir, nasıl iştir?
Trafik cezaları, gerçek amacından çoktan sapmış gibidir.
Trafik cezaları artık bir denge, denetim, eğitim, düzen ve güvenlik aracı olmaktan çıkıp, sadece bütçe için kolay bir gelir kapısı durumuna getirilmiştir.
Adım başı durduru denetim, radarlı denetim, dronlu denetim, havadan karadan denetim...
Üstelik de denetimlerin nerelerde ve nasıl yapıldığına bakıldığında, kazaları önleyici olmasından çok, adeta ille de ceza kesmeyi öne çıkaran bir işlem gibi görülmektedir.
Daha önemlisi şudur:
Cezalarda evrensel ilke olan "ölçülülük ve orantılılık" ilkesi ciddi biçimde terk edilmiş gibidir.
Varsa yoksa gelir!
Hukukta en temel ilkelerden biri olan "ölçülülük ve orantılılık" yoksa cezalar, adalet yerine, tepki ve öfke üretir.
Bir yanlışlık, bir kusur karşısında kesilen ceza, toplumun sosyolojisi, davranış kalıpları ve gelir dağılımı, kusurun ağırlığı ve kamu yararıyla uyumlu olmalıdır.
En önemlisi de hakkaniyete uygun olmalıdır.
Hırsızlık yapanın elinin, kolunun kesilmesinde nasıl ki ölçüsüzlük, orantısızlık vardır, bu ceza konusu da böyle algılatılmamalıdır.
Cezalar, ulaşılmak istenilen amaca uygun olmalıdır.
300 bin liralık araca, 440 bin liralık ceza nasıl yazılır?
Suç ve ceza arasında, denge olmalıdır.
Aksi halde işlem, düzeni sağlama değil; sadece ceza kesme iştahının azgınlığı olarak algılanır.
Yarar değil tepki yaratır.
Bugün toplumda şu duygu yaygındır:
“Trafikte her an, her yerde bir pusuya, bir şekilde düşebilirim.”
Bu duygu tehlikelidir.
Çünkü yurttaş ile devlet arasındaki güven ilişkisini aşındırır ve kaldırır.
Devlet, yurttaşına pusu kurmaz, eğitir ve yol gösterir.
Ceza ile amaç, gelir elde etmek değil, düzen, huzur üretmek ve ders verip ıslah etmektir.
Oysa mevcut tablo tam tersini göstermektedir.
Sorun üretebilecek noktalarda bulunup rehberlik amaçlı denetim yapmak varken, sadece ceza için gözetlemek, olacak iş midir?
Bir yandan da içinde bulundukları siyasetçi sınıfı için özel ayrıcalık yaratıp, yenisi ve eskisi ile vekillere de kırmızı ışık ihlalinden ceza yazılmaması ayrıcalığı tanınması, olacak şey midir?
Demek ki cezalar, sadece asil milletedir!
Yurttaş zaten ağır geçim derdiyle boğuşurken; buna çözüm üretmek yerine, yeni yeni vergi kalemleri, yeni yeni zamlar ve daha sert cezalar gibi uygulamalara geçilmektedir.
Bu asla normal bir ekonomi ve yönetim politikası değildir.
İnsani de değildir.
İktidar, işin sadece kolaycılığına başvurmaktır.
Ve her kolaycılık gibi, bedeli de toplumun sırtına vurulmaktadır.
Unutulmamalıdır ki, güçlü devlet, yurttaşını zorlayan, duvara dayayan değil; rehberlik ederek yol gösterip, onu güçlendiren, onurlandıran, demokratik, adil devlettir.
Yurttaşı zayıfladıkça değil, güçlendikçe güçleben devlettir.
Yapılması gereken açıktır:
Adil bir vergi sistemi,
ve ölçülü, orantılı, hakkaniyetli bir kamu yönetimi ve düzeni.
İşte bunun adı, özlenen demokrasi.
Aksi halde bunun adı ekonomi düzeni değil, tahsilat-toplama düzeni olarak, yurttaşını ezen bir düzen olarak kalır.
"VERGİ-ZAM-CEZA!"
ÜSTÜNE DE BASKI.
BU NE YA?!
Not: Bu yazıyı tam bitirip gazeteye göndermek üzereyken, postacı kapıyı çaldı, tarafıma trafik cezası bildirimi yaptı.
Yüreğim kabardı, kabına sığmadı.