Bir dönem büyük beğeni toplayan “Karagül” dizisine de esin kaynağı olmuş, Türkiye’de “Karagül” ün yetiştiği tek yer olan, Halfeti’deyiz.
Söylenceye göre, birbirlerini çok seven Halil ve Fatma adındaki iki gencin kavuşmasına, aileleri engel olmuş. Bunun üzerine Halil ve Fatma da, el ele tutuşarak Fırat’ın azgın sularına bırakmışlar bedenlerini. Önceden “Rumkale” olarak bilinen şehir, bu iki talihsiz gencin anısına, o tarihten sonra Halil ile Fatma’nın kısaltılmış hali olan, “Halfeti” adıyla anılmaya başlanmış.
Savaşan köyüne ulaşmak üzere bindiğimiz teknemizde, Fırat’ın sularını yara yara ilerliyoruz. Öncelikle karşımıza “Rum kale” çıkıyor. “Rum kale”, kayalıkların üzerinde kurulmuş tarihi bir kale. Teknelerle uzaktan seyredebileceğiniz kalede, Nerses Kilisesi, Barşavma Manastırı ve su sarnıçları gibi yapıların kalıntıları bulunuyor. Teknede kâh rehberimizi, kâh yöresel müzikleri dinleyerek ilerlerken, derin bir huzur hissediyoruz.
Savaşan köyüne geldiğimizde, tanıtımlarda gördüğümüz, batık köy çıkıyor karşımıza. Suyun üzerinde kalan caminin minaresi ve köyün batmayan bir kısmını görerek, sular altında kalmadan önceki halini hayal ediyoruz.
O an, “Eşkiya” filminde Şener Şen’in canlandırdığı, “Baran” geliyor gözlerimizin önüne. Sanki Baran, buralarda bir yerlerden çıkıp Ceren Ana’ya, “burası bitmiş artık” deyiverecek…
Tekne, batık köye doğru çıt bile çıkarmadan ilerlerken, bütün sesler kısılıyor. Bu büyülü ana sadece, tekneden çalınan “Fırat Türküsü” eşlik ediyor.
“Şu Fırat’ın suyu akar serindir” nağmeleri içimize işliyor. Burada kavuşamamak sanki kadermiş gibi, Fırat’ın karanlık ve soğuk sularına atlayan Halil ve Fatma’nın, Keje’sine bir türlü kavuşamayan Baran’ın hikâyelerinin hüznüne, batık şehrin hüznü karışıyor.
Halfeti’den sonraki durağımız, Türkiye’de yaşayan her gezgin için, ölmeden önce yapılması gerekenler listesinde kesinlikle ilk 10’a girecek bir aktivite olarak kabul edilen, “Nemrut Dağı”.
Oldukça keskin virajlı bir yoldan, araçla ören yerine ulaşıyoruz. Buradan, yaklaşık 25 dakika sürecek ve yaya olarak devam edecek tırmanışımız başlıyor. Rehberimiz zorlu olduğunu ve kendine güvenmeyenlerin çıkmamasını tembihliyor. Ama, 85 yaşında olan ve tek başına tura katılan Ercan amcamız bile, başarıyla tırmanıyor . Hep birlikte, “maşallah” diyerek alkışlıyoruz.
Doğu Terasının bulunduğu merdivenlerden çıkmaya başlıyoruz ve aralarda bulunan banklarda soluklanıyoruz. Doğu terasına ulaşıp, Kommagene Uygarlığı’na ait olduğu bilinen, yontma taş üzerine oturtulan 10 metrelik heykeller bizi karşıladığında, bu zorlu yolculuğu yaptığımıza değdiğini anlıyoruz.
Ciddi soğuk ! Adıyaman merkezden 12 - 13 derece fark ediyor. Nemrut’a yükseldikçe hızla sıcaklık düşüyor. Bu sebeple, hangi mevsimde giderseniz gidin, hazırlıklı gitmekte fayda var.
Bir sonraki durağımızda görüşmek üzere…