Ramazan Serdar TOPRAKTEPE

Tarih: 13.01.2026 09:43

BİRAZ DERTLEŞELİM HADİ…

Facebook Twitter Linked-in

Köşe yazısı yazmaya ilk kez 2005 yılında, değerli ağabeyim Ahmet İmren’in çıkardığı Doğan Gün gazetesinde başlamıştım. 

Doğan Gün, şehrimizin yerel gazeteleri Kardeş ve 5 Eylül’ün yanına yeni bir ses olarak eklenmişti. 

Ben de o sesin küçük bir parçası olmuştum.

Sevmiştim yazmayı.
Kendimi ifade edebildiğim bir alan bulmuştum.

Bir süre sonra Doğan Gün kapandı.
Gürdal Ergen Hocam, 5 Eylül gazetesinde bana yer verdiğinde yıl 2007’ydi. (Bugün yeniden sayfalarını açtığı için teşekkür ediyorum.)

Orada yazmak, daha dikkatli, daha sorumlu olmayı öğretti bana.

2008’de ise Kardeş gazetesiydi yazılarımın yeni yuvası. 

Yuvasıydı diyorum çünkü gerçekten de bir yuva gibiydi benim için.

 

Yirmi yıldan fazla sizlerle bu köşede her hafta buluşuyoruz…

Az zaman değil.
İnsanın hayatının bir bölümü demek.

O yıllar boyunca hiç tanımadığım insanlarla tanıştım.
“Sizi yıllardır okuyorum” diyenler, hiç görmediğim yüzler…
Amerika’dan, Hollanda’dan, Almanya’dan, Avustralya’dan gelen mesajlar…
Derdimiz hep Susurluk…
Susurluklu olmak, uzakta bile olsa Susurluk’u içinde taşımak.

Sonra…
Kardeş gazetesi basılı yayına geçtiğimiz aylarda son verdi.

İnsan bir yere alışınca, bazı şeyler kolay olmuyor.
Çünkü bir alışkanlığa değil, bir yaşanmışlığa veda ediyorsun.
Aslında Kardeş gazetesine veda etmiyorum.

Bu hafta itibarıyla yazılarıma yeniden 5 Eylül gazetesinde devam ediyorum.

 

Açık söyleyeyim…
Gazeteler değişse de yıllar değişse de benim yazmaya olan ihtiyacım hiç değişmedi…

Çünkü yazmayı seviyorum.
Çünkü yazarak öğreniyorum.
Yazarak hayatı önce kendime, sonra başkasına anlatabiliyorum.

Yerel basının imkânları sınırlı olabilir ama etkisi büyük.
Bir köşe yazısı bazen bir dilekçeden, bazen uzun bir konuşmadan daha fazla iz bırakır.
Ben de bu bilinçle yazıyorum.
Susurluk’un insanlarını, sıkıntılarını, sevinçlerini, küçük ama kıymetli hikâyelerini köşeme taşımaya gayret ediyorum.

 

Bazen yazmayı bırakmayı düşündüğüm anlar oldu.
İnsan yoruluyor çünkü…
Ama sonra biri çıkıyor: “Yazılarınızla Susurluk’u yaşıyoruz” diyor.
Bir Türkçe öğretmeni, Türkçeye gösterdiğim özen” için tebrik ediyor.
Bir “İyi ki varsın” yorumu geliyor.

İşte o an anlıyorum, demek ki boşuna yazmıyorum.

 

Kürşat Başar, Yaz” romanında anıları kara benzetir.
Tek tek dokunduğunda yok olur ama sonunda her yeri beyazla kaplar.
Galiba yazılarım da benim için öyle…
Her kelime bir kar tanesi…
Okundukça, paylaşıldıkça dostlukları, sohbetleri, anıları, her yanı kaplıyor.

Şunu da itiraf edeyim: bunları yüz yüze anlatamazdım size.
Ama yazarak anlatabiliyorum işte…

O yüzden, kelimelerim yettikçe, bu köşede sizlerle dertleşmeye devam…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —