1970’lerin sonları…
Bir Ramazan akşamüstüsü…
Hani iftara dakikalar kala evin içini bir telaş sarar ya…
Yemeklerin pişip pişmediğine bakılır, sofraya son dokunuşlar yapılır…
İşte tam o an.
İnsan hem acıkır hem de garip bir huzur dolar içine…
Annem mutfaktan seslenirdi:
“Koş, iki sıcak pide al. Ama dikkat et, elin yanmasın.”
Elime eski bir gazete tutuştururdu.
O gazeteler hem pidenin sıcaklığını tutar hem de eve gelene kadar mis gibi kokusunu daha da artırırdı sanki.
Gazeteyi koltuğumun altına sıkıştırır, soluğu çarşı meydanında alırdım.
Meydan Ekmek Fırının önü her ramazanda olduğu gibi ellerde torbalar, fileler, karton kutularla bekleşen insanlarla dolardı…
Kıymalılar, yumurtalı pideler önce çıkardı.
Selahattin Amca(namı diğer Yüzbaşı) fırının içinden küreğiyle çıkarttığı pideleri tezgâhın üstüne hızlıca yayar, üzerindeki etiketlerden sahipleri bulurdu pidelerini…
Arada biz de yaptırırdık.
Kuyrukta beklerken fırından yayılan o sıcak “pide kokusu”, bazen Çarşı Camii'nden yankılanan akşam ezanının sesiyle birleşirdi.
Gazeteye sarılı pidelerle iftara yetişme telaşıyla eve doğru koşarken, o sıcacık pidenin kenarından küçük bir ısırık alır; orucumu o ilk lokmayla açardım.
Yolda arkadaşım Şevket’e rastladığım olurdu.
Bir ısırık da ona…
Çünkü çocuklukta her şey paylaşılırdı.
Eve vardığımda anneme söylerdim ne olduğunu…
Kızmazdı.
Ramazanda soframıza sadece pide değil;
Paylaşmanın,
Yoklukla idare etmenin,
Birlikte olmanın tadı da konardı.
Ramazano yıllarda Susurluk’ta başka türlü yaşanırdı ya da ben mi öyle hissederdim bilmiyorum.
Sanki ramazan insanları birbirine biraz daha yaklaştırırdı.
Komşular iftar vakti mutlaka birbirine tabak taşırdı.
Kapılar çalınır kimi zaman bir dilim börek, kimi zaman bir kâse çorba…
Ama asıl gelen şey muhabbetti, sevgiydi…
Ha, bir de heyecanla beklenen Ramazan topumuz vardı…
Top Bayırı’na kaç kere gitmişimdir o patlamayı görmek için.
Sahurda çalan davullar, davulcuların manileri de ramazanın sesi gibiydi…
Bugeleneğin hala yaşatıldığını görmekten memnunum.
Derken bayram sabahı…
Büyüklerin elini öpüp mendil içinde aldığımız harçlıkların sevinciyle sokaklarda bayramlık elbiselerimizle koşuşturan çocuklardık biz…
Şimdi dönüp baktığımda anlıyorum ki,
Çocukluğumun en güzel hatıraları o gazete kağıdına sarılı pidelerin kokusunda saklıymış…