Oktay UÇAR

Tarih: 10.02.2026 09:36

II. Abdülhamid

Facebook Twitter Linked-in

     II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun "Hasta Adam" olarak nitelendirildiği, iç isyanlar ve dış müdahalelerle boğuştuğu bir kargaşa ortamında tahta çıktı. Tanzimat ve Islahat fermanlarının yarattığı beklentiler, imparatorluk içindeki Hristiyan unsurları tatmin etmemiş, aksine ayrılıkçı hareketleri körüklemiştir. Abdülhamid’in ilk yılları, Türk tarihinin ilk anayasası olan Kanun-i Esasi ile bir denge arayışı olsa da, 1877-78 Rus Harbi’nin (93 Harbi) getirdiği felaket, Sultan’ın yönetim tarzını kökten değiştirerek "istibdat" olarak adlandırılan merkeziyetçi mutlakiyete evrilmesine neden olmuştur.

     Tanzimat döneminde güç odağı olan Babıali (Hükümet), Abdülhamid döneminde yerini Yıldız Sarayı’na bırakmıştır. 

Hafiye Teşkilatı: İmparatorluğun dört bir yanından gelen "jurnaller", Sultan’ın en büyük bilgi kaynağı olmuştur. Bu sistem, sadece muhalifleri sindirmek için değil, aynı zamanda taşradaki valilerin ve memurların halka yönelik uygulamalarını denetlemek amacıyla da kullanılmıştır.

Düyun-u Umumiye: Devletin borçlarını ödeyememesi üzerine kurulan bu uluslararası kurum, Osmanlı gelirlerinin bir kısmına doğrudan el koymuştur.

Yerli Üretim: Bu dönemde Hereke İpekli Dokuma Fabrikası gibi yerli sanayi girişimleri desteklenmiş, tarımda modernleşme için Ziraat Bankası kurumsallaştırılmıştır.

Okullaşma Oranı: İlkokuldan üniversiteye kadar eğitim kademeli hale getirilmiş; kız okulları (İnas Rüşdiyeleri) yaygınlaştırılmıştır.

Mesleki Eğitim: Sadece idari değil; baytarlık, ziraat, ticaret ve güzel sanatlar alanlarında uzmanlaşmış okullar açılmıştır.

Sansür ve Matbuat: Basın üzerinde ağır bir sansür uygulanmış olsa da, kitap ve dergi yayıncılığı niceliksel olarak patlama yaşamış, halkın okuma-yazma oranı ciddi şekilde artmıştır.

İslam Birliği: Halifelik makamını, Hindistan’dan Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada Müslümanları İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci güçlere karşı bir yumuşak güç unsuru olarak konumlandırmıştır.

Alman Yakınlaşması: İngiltere'nin Osmanlı toprak bütünlüğünden vazgeçmesi üzerine, Abdülhamid yükselen güç Almanya ile stratejik bir ortaklık kurmuştur. Berlin-Bağdat Demiryolu projesi bu ortaklığın en somut meyvesidir.

Ermeni Komiteleri: Doğu Anadolu'da bağımsızlık talebiyle yükselen Ermeni hareketlerine karşı, Sultan bölgedeki aşiretlerden oluşan Hamidiye Alayları'nı kurmuştur. Bu durum, bölgedeki etnik gerilimi tırmandırmış ve uluslararası kamuoyunda Abdülhamid’in "Kızıl Sultan" olarak anılmasına neden olan olayların önünü açmıştır.

        Sultan’ın kurduğu baskıcı denetim mekanizması ve Balkanlar’daki otorite kaybı, genç subaylar arasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin güçlenmesine yol açtı.

II. Meşrutiyet: 1908 yılında dağa çıkan subayların baskısıyla Kanun-i Esasi yeniden yürürlüğe kondu.

Tahtan İndirilmesi: 1909’daki 31 Mart Vakası sonrası, isyanı bastıran Hareket Ordusu’nun kararıyla II. Abdülhamid tahttan indirilerek Selanik’e sürgüne gönderildi.

       II. Abdülhamid dönemi, ne sadece bir istibdat ne de sadece bir ulu hakanlık dönemidir. O, dağılmakta olan bir imparatorluğu modern araçlarla ayakta tutmaya çalışan, faydacı ve kuşkucu bir hükümdardır. İnşa ettiği yollar, açtığı okullar ve kurduğu idari sistem, kendisinden sonraki Jön Türk yönetimine ve nihayetinde Türkiye Cumhuriyeti’ne kurumsal bir zemin miras bırakmıştır. Devletin dünya düzenine katılması sürecinde görev alan son önemli isim Abdülhamid olmuştur.

 

Kaynakça

Ali Akyıldız, Anka'nın Son Baharı: II. Abdülhamid Dönemi

Kemal Karpat, Osmanlı Modernleşmesi: Toplum, Kurumsal Değişim ve Nüfus

Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri: 1895-1908


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —