Sibel ÇAYLAK SARI

Tarih: 23.01.2026 09:44

OKULLARIN BAHÇELERİ OLMALI

Facebook Twitter Linked-in

Eskiden okulların bahçeleri olurdu. Toprağı olan, ağaç gölgesi düşen, duvarına top çarpınca yankı yapan bahçeler. 

Okul, sadece dört duvardan ibaret bir bina değildir ki.  Okul, bilgiyle birlikte hayatı öğreten, bireyi geleceğe hazırlayan önemli bir yaşam alanıdır.

Okul bahçeleri ise, teneffüslerde ilk kavgamızı yapsak da,  ertesi gün yine aynı sırayı paylaştığımız ,ders zilini beklerken arkadaşımızın koluna girip yürüyüş yaptığımız, top oynarken düşüp dizimizi kanattığımız, güle oynaya koşuşturan çocuklar ve gençlerle birlikte, cıvıl cıvıl  olan alanlardır.

İlkokulu okuduğum “Atatürk İlkokulu” nun da, “Susurluk Ortaokulu” nun da, “Susurluk Lisesi” nin de, kocaman bahçeleri vardı. Ayrı ayrı olmak üzere, fizik ve kimya laboratuvarları da.

 “Okul” tabelası asılmış, nefes alacak bir bahçesi olmayan, eski bir dershaneden bozma binalarda, hayatı sadece test çözmekten ibaret olarak  gören çocuklara üzülüyorum. 

Okulların öncelikle bahçeleri olmalı. Çünkü çocuklar ve gençler, sadece sınavdan sınava değil,  okul bahçelerinde de koşmalı.  Sınıftan sınıfa yer değiştirerek, temiz havayı sadece camdan görerek vakit geçirmemeli.

Şu anki “Nimet Sadık Özyiğit  Ortaokulu” bizim zamanımızda “Susurluk Ortaokulu” , şu anki “Şehit Erbil Arslan Ortaokulu” da “Susurluk Lisesi” idi. Bu okulların dışında da, “İmam Hatip Ortaokulu ve Lisesi” nden başka orta dereceli okul mevcut değildi.

Balıkesir ilinde Fen Lisesi olmadığı gibi, özel okul da yoktu. Anadolu Lisesi olarak bir tek “Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesi” vardı. Ona da, dört-beş yılda bir, bir-iki öğrenci gidebilirdi. 

Öğrenciler Ortaokulda çok başarılı olsa da, askeri okulu ve sağlık liselerini  tercih etmediyse şayet, “Susurluk Lisesi” ne giderdi. Böylece Susurluk’lu çocukların birçoğu, başarı durumlarına bakılmaksızın aynı okulda okurdu. Bu da, eğitim seviyesini yükseltirdi.

Özel üniversitelerin, ikinci öğretimlerin olmadığı, üniversitelerin az sayıda olduğu da göz önüne alındığında, benim mezun olduğum yıl Susurluk Lisesi’nden 4 kişi Tıp Fakültesini kazanırken, bir sürü arkadaşım da mühendislik ve hukuk fakültesi gibi yüksek puanlı üniversiteleri kazanmıştı.

Okula girerken ilk hissedilen şey disiplindi. Müdür odasının kapısının önünden geçerken adımlar yavaşlar, sesler kısılırdı. Öğretmenlerimiz mesafeli ve otoriteliydi. 

Arka sıralarda fısıldaşmalar, defter aralarına saklanan mektuplar olurken,  ön sıralarda ise,  öğretmenle göz teması hiç kopmayan çalışkan öğrenciler olurdu.

Öğretmen ders anlatırken defter tutulurdu. Kaçırdığın bir cümle, defterinde sonsuza kadar eksik kalırdı. Notlar elden ele, defterden deftere çoğaltılırdı.

Kıyafetler tek tipti. İlkokulda siyah önlük, beyaz yaka. Ortaokulda kızlar önlüğe devam ederken,  erkekler, takım elbise ve kravat takmaya başlardı. Lisede ise kızlar lacivert jile ve beyaz gömlek giyer, boyunlarına lacivert kurdele takardı. 

Özel okullar ve mesleki okullar ile birlikte okul sayısı çoğalırken, okul bahçelerinin metrekareleri küçülüp, laboratuvarları azaldı maalesef. Sizce, bugünün çocuklarının da  koşmaya, düşe kalka öğrenmeye,  deneyerek anlamaya ihtiyacı yok mu?

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —