Mikdat BESNİ

Tarih: 06.02.2026 09:46

*Taşın Uyanışı* Ben bir taştım.

Facebook Twitter Linked-in

Sonra, sakallarımı oydu usta. Uzun, sert, ama bir yandan da neredeyse gülümseyen bir çizgiyle. Yüzüm, taşın donukluğunu taşımaya devam ediyordu ama içinde bir kıpırtı vardı sanki.
Ustanın elleri durdu. Nefesi, bana biraz daha yaklaştı.  
Sanki bana bir şey sorar gibiydi:
“Sen ne olmak istiyorsun?”
Taştım ben.  
Dilek sahibi olmayı nereden bileyim?  
Ama şimdi bir simam olduğuna göre, sanırım bir yanıt vermeliydim.
Sessizce, sadece içimden şöyle dedim:  
“Ben, sadece 'ben' olmak istiyorum… Fakat bu 'ben' nedir, bilmiyorum.”
Usta, duymuş gibi gülümsedi.
Darbelere devam etti.
En çok, ağzım oyulurken sarsıldım.
Her darbe, içime işliyordu.  
Usta, dudaklarımı belirginleştirdi, dişlerimi hafifçe ima etti.
Ağzım açıldıkça, sesin ne olduğunu merak etmeye başladım. Henüz konuşamıyordum ama oyuk derinleştikçe, içimde yankılanabilecek bir boşluk oluştuğunu hissettim.
Belki de insan, önce içindeki boşluğu kabul etmeliydi. 
Dolu bir taş susar, içi oyulan taş bir gün dile gelebilir.
Sonra, bir gün, ustanın dudaklarından, yüksek sesle bir cümle döküldü:
“Güzel bir pipo olacak bu.”
O an, içimden bir şey koptu. 
Heykel olmayı beklerken, pipo olma fikri bir anda sarstı beni.
Güpe gündüz kâbus gördüm.
Hiç düşünmemiştim, ismim "Lüle Taşı" olduğuna göre, başka ne olacaktım ki? Ya pipo ya da ağızlık. İçimden duman geçecek ve o kahrolası zehiri süzerek birazcık yumuşatacaktım.
“Pipo mu?” dedim, “yani, tepem oyulacak, tütün kor ateşi olacak ve içimden duman geçecek? Yani, ben sadece bakılan değil, içindeki yakılarak kullanılan da bir şey mi olacağım?”
Sonra tepemden içeriye doğru kazımaya başladı. O ana dek taşın “dışıydım” hep. Şimdi, içime giriliyordu.
“İçimi boşaltmak,” diye düşündüm, “demek ki bazen, dışarıdan bakıldığında anlamlı görünen bir şeyi, içinden atarak hafifletmektir.”
İki kimlik çarpıştı içimde.
- Bir yanda, bir yüz: heykel, temsil, sembol ve anlatı ... 
- Diğer yanda, bir pipo: ağızlık, içi oyuk, duman taşıyıcısı.
“Ben neyim?” sorusu derinleşti.  
Elbette taş olmaktan uzaklaşmıştım ama heykel de değildim henüz. Sadece ona benzeyen pipo idim belki de.  
Bir ses fısıldadı içimde, hatırlayamadığım bir filozofun sesine benziyordu:
“Bu bir pipo değildir.”
Bu söz, biraz mum ışığı tesellisi gibiydi...
Kendime baktım:  
Taş değilim artık, yalnızca.  
Heykel de değilim tam olarak.  
Pipo muyum? Belki.  
Ama bunların hiçbiri tamamen ben değilim.
Ben, tüm bu isimlerin üzerinden akıp giden şeyim.
Ustanın elleri yaşlıydı.
Her kıvrımında, yılların taşıdığı başka taşların hikâyesi vardı. O, benim ilk ustamdı fakat ben, onun son taşlarından biri bile değildim. Avuçlarındaki titrek sıcaklık, bana tuhaf bir hüzün veriyordu.
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —