Mikdat BESNİ

Tarih: 03.03.2026 09:31

*Tozlu Yol*

Facebook Twitter Linked-in

Ayhan kenarda, duvar dibine çömelmiş, etrafı izliyordu. Yabancı yüzler, yabancı konuşmalar… 
Kalktı, pazar yerini dolaşmaya başladı. Bir dükkânın önünden geçerken durakladı. Camın gerisinde, üst üste dizilmiş defterler, kalemler, mürekkep hokkalı kalemlikler vardı.
Kapının önündeki ahşap sandalyede oturan, göbekli, orta yaşlı bir adam, Ayhan'ın bakışını fark edip gülümsedi.
“Okur-yazar mısınn sen?” diye sordu.
Ayhan biraz çekinerek:
“Evet,” dedi. “köyde hocamız var, o öğretti.”
Adam başını salladı.
“Güzel. Okursan, bir gün yazarsın da. İyi bir şeydir yazmak. İnsan unutulmaz o zaman.”
Ayhan'ın içi bir anda ısındı. Az önce yolda Turhan'a söyledikleri aklına geldi.
“Defterler ne kadar?” diye sordu, titrek bir sesle.
Adam fiyatı söyledi. Ayhan, cebindeki sayılı parayı yokladı. Babasının verdiği birkaç kuruş… Yetmiyordu.
Bir an durdu, sonra geri döndü. Turhan hâlâ buğdayların hesabıyla meşguldü. Satış gerçekleşip para keselerinden içeri düşerken, Ayhan usulca yanına sokuldu.
“Ne var?” dedi Turhan.
“Bir şey isteyeceğim senden,” dedi Ayhan. “Bir defter alalım mı?”
Turhan kaşlarını kaldırdı.
“Ne yapacaksın?”
“Yazacağım.”
“Ne yazacaksın?”
Ayhan hiç tereddütsüz cevap verdi:
“Bizim yolu.”
Turhan gülümsedi. Cebindeki parayı yokladı. Hesaplı bir adamdı. Ama kardeşinin gözlerindeki ışıltıyı görünce, ilk defa hesap yapmadan konuştu:
“Alalım,” dedi. “Buğdaydan kırarsın sonra.”
Birlikte dükkâna girdiler. Adam defterlerden birini uzatırken:
“Büyük yazarsan büyük, küçük yazarsan küçük olursun,” dedi. “Elindeki defter, elindeki kader gibidir. İnsan kendi kaderini, kendisi yazar. Dikkatli doldur.”
Köye dönüş yolunda, güneş yavaş yavaş batıya eğilmeye başlamış, gölgeler uzamıştı. Aynı tozlu yoldan, aynı tahta arabayla dönüyorlardı ama sanki bir şey değişmişti. Ayhan, kucağında sımsıkı tuttuğu deftere bakıyordu.
Turhan, atları yavaşlattı.
“Ne düşünüyorsun yine?” diye sordu.
Ayhan, başını kaldırmadan cevap verdi:
“Bu yolu yazacağım,” dedi. “Bugünü, bu arabayı, seni… Babamın buğday telaşını, bizim rüya kavgamızı… Belki bir gün, biz olmasak bile, birileri okur. 'Ayhan ile Turhan diye iki kardeş varmış,' der. Belki o zaman, bu köy unutulmaz.”
Turhan, ufka doğru baktı. Kendi içinde, kardeşinin bu tuhaf hayaline az da olsa inanmak istediğini hissetti. Gülümsedi.
“Yaz bakalım,” dedi. “Yaz ki, biz de merak edelim nasıl birer kahraman olmuşuz.”
Ayhan, arabanın durdurulmasını istedi, "bu sarsıntıda yazamam ki!" diyerek. İlk sayfanın bembeyaz boşluğu, gözlerini kamaştırdı. Kalemi eline aldı. Tekerleklerin gıcırtısı, atların nefesi, tozun kokusu arasında ilk cümleyi yazdı:
“Bir köy vardı; yolları tozlu, insanı inatçı, göğü genişti. O köyde, Ayhan ile Turhan diye iki kardeş yaşardı…”
Ve o anda, tahta bir at arabasının üstünde, kırsalın ortasında, tozlu bir yolda bir adam, pejmürde kıyafetine, köy kahvesindekilerin küçümseyici ve alaya alıcı dedikodusunu umursamadan, köyünü unutulmaktan kurtarmak için ilk adımı atmış oldu.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —